804 nolu Hadis’in
İzahı:
Bakara ile Âl-i İmrân sûrelerine
«Zehrâveyn» derler. Onlara bu ismin verilmesi nûr ve hidâyetlerinin çokluğu ile
ecr-u mükâfatlarının bolluğundandır. Zehrâ'i çok nurlu, parlak manasına gelir.
Gamâme ve gayâbe:
İnsanın üzerinde gölge yapan bulut, sis v.s. gibi şeylerdir. Ulemânın beyânına
göre buradaki bulut ve gölgelikden murâd; mezkûr iki sûrenin sevaplarıdır. Yâni
okunan bu sûrelerin sevapları kıyamet gününde bulutlar ve gölge veren sâir
şeyler gibi geleceklerdir.
Firkaan: Firk'in
cem'idir. Hadîsin bir rivayetinde bunun yerine (hizkaan) denilmişdir. Onun
müfredi de hizk'dır. Ve her ikisi de sürü mânâsına gelirler.
«Okuyucularını müdâfa'a
edeceklerdir.» cümlesindeki müdâfa'a, cehennem ile cehennem melekleri olan
zebanilere karşı yapılacakdır. Buradaki mudâfa'a, şefâatda mubâleğa
gostermekden kinayedir.
Kaadı İyâz diyor ki:
«Bâzılarına göre bu hadîsin mânâsı: Allah Teâlâ, bu sûrelerin okunmasından,
bulut şeklinde yahut kuş sürüsü kıyafetinde' bir mahlûk yaratır da, bu mahlûk
kıyamet gününde, okuyucusunu müdâfa'a eder. Netekim bir hadîsde : Eğer bir
kimse döşeğine yatarken
(Allah'dan başka ilâh
olmadığına, Allah şâhiddir... [ A-li İmran 18 ] âyet-i kerîmesini okursalar
tâ kıyamete kadar onun için istiğfarda
bulunurlar; buyurulmuşdur. Bu, bir ihtimâldir...»
Şafiiyye ulemâsından
bâzılarına göre bu hadîsde zikri geçen «Ev» kelimeleri hakîkî mânâları olan
şekk bildirmek için kullanılmamışlardır. Burada onlardan murâd tenvî' yâni
çeşit bildirmekdir. Şöyle ki: Bakara ile Âl-i İmrân sûrelerini okuyup da,
mânâsını anlamayanlara bulut gibi sevap gelecek; mânâsını anlayarak okuyanlara
gölgelikler gibi sevap verilecek, mânâsını anlayarak okuyan ve onları
başkalarına da öğretenlere safbeste kuş sürüleri gibi sevaplar verilecekdir.
Çünkü müşebbehler birbirinden farklı olunca müşebbehünbihlerin de farklı olması
îcâb eder. Binâenaleyh gamâme ile gölgelendirmek, gayâbe ile gölgelendirmekden
daha hafîf; gayâbe ile gölgelendirmek de kuş sürüleri ile gölgelendirmekden
daha aşağı mertebededir. Tâbîr-i diğerle: gamâme ile herkes gölgelenir. Gayâbe
yalnız kırallara mahsûsdur. Kuş sürüleri ise bunların ikisinden de yüksek bir
mertebe olup, (Yâ Rabbî! : Bana öyle bir mülk ihsan et ki, böylesi benden sonra
bir daha kimseye müyesser olmaya!) diye dûa eden Nebi-i Zîşân'a mahsûsdur.
Tıybî : «Bu hadîsde tahsis
üzerine tahsis vardır. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) evvelâ:
Kur'ân'ı okuyun; buyurarak hükmü ta'mîm eylemiş ve şefaatini buna tâlîk
etmişdir. Sonra Bakara ile Âl-i Imrân sûrelerini betahsîs zikretmiş; kıyamet
gününün şiddet ve dehşetinden kurtulmayı ve şefaati bunların okunmasına ta'lîk
eylemiş; üçüncüde yalnız Bakara sûresini zikrederek, onu okumaya üç mânâ ta'lîk
buyurmuşdur. Bu üç mânâ onlardan her birinin şeriat sahibinden başka kimsenin
bîlemiyeceği bir hâssası olduğunu bildirmek içindir.» diyor.
Batal: Aslında kahraman
ve şeci' mânâsına gelir. Burada onu sihirbazlar mânâsına tefsir etmişlerdir.
Çünkü kelime batâletden alınmışdır. Bu kelimenin butlanla da ilgisi vardır.
Butlan ise fesâd ve zayi' olmak, demekdir: Şu hâlde sihirbazların yaptıkları
bâtıl fiillere bakarak, kendilerine bu isim verilmişdir. Sihirbazlar hak ve
hakîkatdan ayrılarak bâtıla saptıkları için Kur'ân-ı Kerîm'i okuyup anlamaya
muktedir olamazlar. Bâzıları batale kelimesini, batâletden alarak tembeller
mânâsına geldiğini söylemişlerdir. Böyleleri Kur'ân-ı Kerîm'i tembelliklerinden
dolayı okuyamaz ve mânâsını düşünemezler. Bir takımları da
«Şüphesiz ki beyânın
hakîkaten sihir olanı vardır.» hadîsine bakarak, buradaki sihirbazlardan murâd:
beyân sihirbazlarıdır.
Kur'ân-ı Kerîm
bunlardan, Kur'ân sûrelerine denk olacak bir sûrecik olsun getirmelerini
istemek suretiyle kendilerine meydan okuduğu için onlar Kur'ân-ı Kerîm'i okuyup
anlamaya muktedir olamazlar.» demişlerdir.